Ekonomim Yazıları
Ekonomim Yazıları
Yüce Atatürk’ün sayısız defa belirttiği gibi, devleti yönetmekle görevli olanlar hiçbir zaman seçtikleri bir hedefi milletin refahının üzerine koyamazlar. Ekonomi yönetimi ve Merkez Bankası yönetiminin üst üste yaptığı hataları, isabetsiz öngörüleri ve tutmayan hedefleri ile ilgili yaptığı açıklamaları mantıklı argümana bağlamak isteyen kişilerin sayısı artık bir elin parmaklarıyla sayılacak kadar azaldı. Bu tip davranışları sergileyen meslektaşların bir kısmı Merkez Bankasını kurum olarak korumaya çalışırken, geri kalan kısmı ise tamamen bir yaranma telaşı içindeler.
TÜİK aylık enflasyonu zorla da olsa % 2,5 civarında açıkladı. Ancak, tüm bu davranışlar vatandaşların enflasyonun düşeceğine dair beklentisini törpülüyor. Vatandaşların içtiği kahveden pazardan aldığı ürünlere, internet ücretinden ulaşıma kadar maruz kaldığı fiyat artışları ile TÜFE açıklamaları uyuşmuyor. Gelinen noktada İTO ve TÜİK rakamları birbirinden ciddi şekilde ayrıştı. Alternatif endeksler ise resmi enflasyonun neredeyse iki katı üzerinde seyrediyor.
Ahlaklı, eşitlikçi ve adaletli girişimleri korumak devletin görevidir. Bu aynı zamanda milli birlik ve dayanışmanın kaynağı ve şartıdır. Cumhuriyet Bayramı’nı idrak edeceğimiz ana doğru yaklaşırken, üzerine titrediğimiz değerlerin mimarı olan Atatürk'ün bazı iktisadi düşüncelerini tekrar hatırlamakta fayda görüyorum.
Döviz, faiz, borsa, altın üzerine konuşurken çok ciddi bir sosyal dibe vuruş ile karşı karşıya kalma riski artıyor desem yanlış olmaz. Betam tarafından yapılan bir araştırmaya göre eğitimine devam etmeyen, bir işte de çalışmayan gençlerin sadece dörtte biri iş arıyor. Tam olarak 1 milyon 236 bin genç kadın, 487 bin de genç erkek iş aramıyor.
Aşağı yukarı herkes Merkez Bankası'nın ekim ayında daha önce 200 puan olarak düşünülen faiz indiriminin 150 baz puana ineceğini düşünüyor. TCMB yöneticileri ve uluslararası kurumlar, sürekli temas halinde. Mızrak çuvala sığmadığından dolayı "carry trade" işinin sekteye uğramaması için gerekeni her iki taraf da yapıyor.
Umudun bittiği yerde ilerleme kaydetmek mümkün değil. Bu maceranın sonunun nerede biteceğini kimse bilmediği için umutların yeşermesi mümkün olamıyor. Gün geçmiyor ki Merkez Bankası veya ekonomi yönetiminden alakasız açıklamalar gelmesin. Nerede konuşsalar yanlış anlaşılacak ya da temelden yanlış sözler sarf edip, ardından "öyle demedik" diye kaleye giren topu çıkarmaya çalışıyorlar.
Dünyada ve Türkiye’deki gelişmeleri yakından izleyince 2 yıl sürecek muazzam bir siyaset-iş-düşünce dünyası değişim sürecine girdiğimizi görüyorum. Dolayısıyla zeminin tekrar yerine oturması için dikkatlice seyretmemiz gereken bir süreçten geçeceğiz.
CHP’nin kurultay davasının ertelenmesinden sonra piyasada kısa vadeli bir iyileşme olsa da temel gelişmelerde radikal bir iyileşme olmadığı için eski sıkıntılı hale geri döndük. Bir yandan döviz tevdiat hesapları diğer yandan Merkez Bankası rezervleri artıyor. Demek ki hem bireyler hem de para otoritesi dövizin sakin seyrettiği zamanlarda döviz alımı yapıyor. Bir yandan firmaların döviz borcu artarken diğer yandan bireylerin döviz biriktirmesi, eski sancılı günlere geri döneceğimizi gösteriyor. Zaten bu kaçınılmaz, sadece gönlümüz bu gerçeği görmek istemiyor.
Merkez Bankası faizi düşürüyor ama kredi faizleri düşmüyor, kaynak bulunamıyor. Net görülüyor ki, uygulanan reçetenin başarısızlığını kavrayıp, yavaş yavaş eski sisteme geri dönüyorlar. Merkez Bankası beklendiği gibi faizleri 250 baz puan indirdi. Siyaset ve iş dünyasından çekindiği için daha az yapmadı, carry trade yapanları ve arkasındaki kurumları korkutmamak için daha fazla yapmadı. Açıklama metni ise Merkez Bankası Yöneticilerinin aklının karışmış olduğunu gösteriyordu. Eskiye dönüldüğünü açık açık yazamayacakları için, alengirli ifadelerle üzerini örtmeye çalışırken daha fazla çelişki yaratmışlar. Şimdi diğer detaylara kısaca bakalım.
Cuma günü akşamüzeri bazı piyasa aktörlerinden telefon aldım. Hepsi bana "bilmediğimiz bir gelişme mi var?" diye sordu. Ben de "çok özel bir gelişme yok" diye cevap verdim. Bazıları "kesin bir istifa haberi var" diye ağzımı aramaya çalıştı. Ben de sesli güldüm. Açıkçası piyasalardaki gerginliğin bunlarla alakalı olduğunu pek düşünmüyorum. Bu sebeple "görünen sebepler yetmiyor mu” diyerek sıraladım:
Çareyi soranlara uzun bir reçete var: Gerçekçi ekonomi yönetimi, adalet ve serbest piyasa mantığı. Ekonominin çıkış yolu rakamların doğruluğundan başlayıp vergi adaletine, üretim ve tasarrufa uzanıyor. Kim bilir kaç defa yazdım? Kim bilir kaç defa tekrarladım, kaç defa video çektim, kaç defa paylaştım. Takip etmeye yeni başlayanlar, geriye dönüp biraz araştırmak yerine son yazdığımız yazılar üzerinden sürekli aynı soruyu soruyor: “Tamam da çare nerede ?”
Biliyorsunuz, arada sırada "yazacak iyi bir gelişme bulamıyorum" diye not düşüyorum. Hafta sonu bir daha muhakeme yapayım dedim. Gerçekten ekonomide iyi giden ne var diye baktım. Hemen paylaşayım:
Kimse "bana göre" diyerek cümleye başlamıyor. "Bu budur" diyor. Doğruyu bulmak yerine haklı çıkmaya çalıştıkça bakalım başımıza neler gelecek? 2017'de Netflix'te "Chef's Table" belgeselinde seyrettiğim Massimo Bottura'nın acıklı ama mutlu sonla biten hikayesi ilgimi çekmişti. Klasik İtalyan yemeklerini moleküler mutfakta yorumlayan Bottura 'nın önce "halk düşmanı" ilan edilip sonradan "halk kahramanı" haline gelmesi gerçekten ibret verici bir hikaye idi.
Enflasyonun düşmesi talep daralmasından değil, para politikasının yarattığı hayat pahalılığından kaynaklanıyor. Geçen hafta rastladığım herkes Bakanlar Kurulu ve özellikle ekonomi yönetimindeki değişiklikleri ivedilikle beklediklerini söyledi. Bu çerçevede Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan eski ekonomi kurmaylarıyla yaptığı görüşme bu beklentiyi yükseltmiş desem yanlış olmaz.
Olumlu görünen rakamların arkasında bilinmeyen riskler var; reçete değişikliği gecikiyor, geri sayım ise başladı. Rezervlerde ve döviz mevduatında görünen düşüş umut vermiyor; ekonomi yönetimi suni algılarla mücadele ederken, çözüm için zaman daralıyor. Bazı parametreleri okurken anlamlandırmada zorluk çekiliyor. Mesele, geçen hafta Merkez Bankası'nın rezervlerindeki düşüş ile DTH 'lardaki düşüş neredeyse aynı seviyede. Dolayısıyla aklımıza şu geliyor;















