Ekonomim Yazıları
Ekonomim Yazıları
Geçen hafta Merkez Bankasının açıklamalarını dinledikten sonra şu sonucu çıkardım: - Dövizi tutmaya devam edecek. - Faiz indirimi için fırsat kollayacak ama acele etmeyecek. - Döviz rezervlerini yeni bir siyasi gerginlik için toparlamaya çalışacak.
Elbette insanın taraftarı olduğu takımın şampiyon olması mutluluk verici. Fakat 2007 yılından beri futbol sektörünün içinde olduğum için, meselelere daha soğukkanlı bakabilecek bir ruh haline kavuştum diyebilirim. Dolayısıyla yapacağım analizin objektif olacağına emin olabilirsiniz. Öğrendiğim en önemli ders şu: Altyapı, mali yapı, üyelerin sosyal imkanı geliştirme, kaliteli tesisler kazandırma, kurumsal yönetimi benimseme gibi bazı mühim işleri başarmaya çalışırken, en önemli işin ne olduğunu her zaman bilmek lazım: “Kazanmak”. Futbol bir netice oyunudur. En fazla puanı alan şampiyon olmaktadır ve her sezon sadece bir kulüp şampiyon olabilmektedir.
Merkez Bankası'nın rezervlerinin erimeye devam ettiği, faiz dışı açığın devam ettiği sürece devam ediyoruz. Geçen hafta perşembe akşamı Bursa'da gayrimenkul yatırımcıları ile bir araya geldim. Ne konuşmacıların ne de katılımcıların ekonomik programa inancı kalmamıştı açıkçası. Özellikle Bakan Şimşek'in "OSB'lerin kapısına maliyeci koyacağım" demesi büyük bir öfke yaratmış. Zaten yeterince gerginlik ve bezmişlik varken, söylenmemesi gereken bir cümle olmuş açıkçası.
Değerli dostlar. Çok net olarak 2018 yılından beri sürekli "force majeur" yaşayan bir Türkiye ekonomisi var. Ekonomi yönetimleri üst üste değişti. Merkez Bankası yöneticileri değişti. Bir tek çok kısa süren Naci Ağbal-Lütfi Elvan dönemi haricinde genelde "doğru" diyeceğimiz herhangi bir icraate rast gelmedik. Tüm müdahaleler yanlış reçetelerin yan etkilerini bertaraf etmek için atılan "uygun" adımlardı, ancak kötü bir stratejiyi taktik hamlelerle kurtaramayız.
Portekiz’in başkenti Lizbon’da elektrik kesintisine yakalandık. Sabah 11:35’te başlayan kesinti akşam 21:00’e doğru sona erdi. Bu süre içinde hiç bir tesis hizmet veremedi, bankalar işlem yapamadı, ATM’ler çalışmadı. Şehrin en büyük hastanesi olan CUF haricinde jeneratörü olan çok az sağlık kurumu vardı. Bizim otelde kuvvetli bir jeneratör vardı ancak telefon, internet ve klima gibi unsurlar tamamen devre dışı bırakıldı. İki asansör hizmet verdi. Oda servisi iptal edildi, herkes büyük restorandaki açık büfeye davet edildi.
Trump gelir gelmez aklındaki planları uygulamak için hamle yapmaya başladı. Ancak meselenin düşündüğü kadar kolay olmadığını görüyor. Yaptığı uygulamalar ve aldığı kararlar sebebiyle ülke çapında protestolar büyürken, İtalya Başbakanı'nın Oval Ofis'te Trump'a karşı psikolojik üstünlük kurması dünya çapında haber oldu diyebilirim.
Yarın Merkez Bankası faiz kararını açıklayacak. TCMB'den çıkacak kararın ne olacağına dair fikir yürütmek gerekiyor. Bunun için de şu ana kadar olan bitenlere göz atmakta fayda var: 19 Mart'ta başlayan siyasi gelişmeler ve Trump'ın kararlarının yarattığı dalgalanma neticesinde Merkez Bankası, rezervlerden 45 milyar dolar civarında döviz satmak mecburiyetinde kaldı. Son rakam buydu.
19 Mart'ta başlayan siyasi çalkantıda çok yüksek bedelle topladığı döviz rezervinin büyük bir kısmını tüketerek kurları tutmaya çabalayan ekonomi yönetimine bir darbe elektrik zammı ile geldi diyebilirim. İkincisi ise Trump'ın ticaret savaşlarını başlatması oldu. Ekonomi yönetimi her mesele için "acımadı ki, acımadı ki" diyor ama en kötüsü kendilerini de inandırmış olmaları. Küresel ticaret savaşına bu para ve kur politikası ile girmek en baştan kaybetmek demek. "Yüksek faiz-düşük kur" bu ortamda çekici değil. Ama, kime anlatıyoruz ki?
İşim gereği çok sayıda yabancı meslektaş ile temastayım. Bundan başka çeşitli seyahatlerde tanıdığımız yabancı dostlar da var. Bu aralar telefonum durmuyor elbette. İlginçtir, Türkiye'de herkes bana ekonomiyi soruyor yabancılar ise ülkenin siyasal ve sosyal anlamda hangi istikamete gittiğini.
Geçen hafta zordu. Şimdi daha zorlu bir haftaya başladık. Meselenin siyasi kısmı karışık. Sokaktaki öfke gerçek. Neyin ne olduğunu anlamak yine yıllar sürecek. Belki de hiç anlaşılmadan üzeri kapanacak. Dün gibi hatırlıyorum. Erdoğan Hoca’nın vefatından sonra Yalın Alpay ile birlikte, Türkiye'de siyasetin baş aşağıya doğru gittiğini görmüş ve tarihe bir belge bırakmak adına üç kitap kaleme almıştık. Bunlardan ilki "Her Şey Ekonomi Değil" idi. Rahmetli, sosyal ve siyasal meseleler öne çıktığında paranın peşinde koşanlara bu sözü söylerdi. Bu kitapta 1980'lerden 2000'lere Türkiye ekonomisini, siyasal ve sosyal gelişmeler ışığında ele aldık. Hatta o zamanki sanat ve müzik akımlarını da ekleyerek.
Ekonomi ile ilgili kurumlara çok sayıda finans kökenli ve matematik meraklısı kişi atanınca, bir yıl önce Kerem Alkin ile beraber bir karar aldık. Erdoğan Alkin Hoca'nın İTO'dan çıkan "Herkes İçin Ekonomi" kitabını yenileyecektik. Erdoğan Hoca kitabı bitirdiğinde 2009 yılıydı ve 2013'te aramızdan ayrılmadan önce sanıyorum sadece bir kere revize etmişti. Biz de vefatından 10 yıl sonra bir revizyon daha yapmaya karar verdik. Peki neden bunu yaptık?
Beklendiği gibi Merkez Bankası 250 baz puanlık indirim yaptı. Daha fazla indirim bekleyenler Merkez Bankası'nın son iki haftada rezervlerden satış yapmasını gözden kaçırmış olmalı. Diğer taraftan döviz tevdiat hesaplarındaki (DTH) hızlı yükselişe de aldırmamışlar ki, "750 baz puan inmeli" şeklinde açıklamalar vardı.
Cumartesi günü İTO Geçinme Endeksi %3 civarında açıklandı. Zaten TÜFE için beklentiler de bu seviyelerde iken her zamanki gibi bu seviyenin altında çıkması için üstün gayret gösterildi. Mesela, son bir hamleyle TÜFE endeksine etki eden muayene ücretlerindeki katkı payının düşürülmesi dikkat çekti. Beni arayan birçok haber kanalı "enflasyonu düşürmek için yapılan bu davranış doğru mu ?" diye sordu. Ben de onları şaşırtan bir cevap verdim:
Tarih geçmişin incelenmesi kadar, ilerlemenin ölçülmesi için de önemlidir. Şartların iyiye gitmesi gerekir ki ilerlemeden bahsedilsin. Ancak, ilerlemeyi de ölçmek kolay değil. Her yandan ve yönden yağan bilginin hangisinin doğru olup olmadığı konusunda hepimizin kuşkusu var. Ayrıca her zaman bilgi gerçeği yansıtmaz. Dolayısıyla elimize ulaşan bilgilerden yaptığımız kurguları "gerçek" diye sunamayız. "Senaryo" ya da "olasılık" dememiz daha ahlaklı olur.
ABD'de açıklanan enflasyon, Fed'in bundan sonra atacağı adımlar hakkında herkeste ilgi uyandırdı. Çünkü enflasyon oranları beklenenin üzerinde açıklandı. Manzara aynen Türkiye'dekine benziyor desem yanlış olmaz. Ancak sonuçları farklı oluyor.















