Ekonomim Yazıları
Ekonomim Yazıları
Ekonomi yönetiminin üç algı çabası göze çarpıyor: - “İşler söylendiği gibi değil, her şey iyiye gidiyor” - “Olur böyle şeyler, çok da büyütmeyin” - “2018-2019 sürecinde işler daha kötüydü” Ekonomik reçetenin olumsuz yan etkileri ortaya çıktıkça genellikle bu üç algı çabası içine giriyor.
Ekonomik programa kayıtsız şartsız destek verenlerin bir anda ağız değiştirdiğini sosyal medyadan takip ediyorum. Anlaşılıyor ki, her işimizde olduğu gibi ekonomik analizlerde de şekilcilik esas haline gelmiş. Bir önceki ekonomi yönetiminin baş aktörleri olan Şahap Kavcıoğlu ve Nureddin Nebati'yi yaklaşım ve kültür açısından kendilerine yakın bulmayan meslektaşlar, karşılarında yabancı üniversitelerden mezun olmuş nispeten "Avrupai" profilleri görünce objektif olmayan bir ruh haline büründüler. "Batacaksak bari bunlar batırsın" gibi. Aslında bu, dışarıya itiraf edemedikleri bir duyguydu, dolayısıyla programın başarılı olacağına inanmasalar da tekrarladılar durdular.
Hangi kıtada yaşarsanız yaşayın üniversite yönetmek ciddi iştir. Sadece akademik veya idari değil, aynı zamanda finansal bir iştir. Akademik hayata 1992 yılında adım atıp, çok farklı kurumlarda görev aldıktan sonra üniversite ile bağımı koparmama sebebimi şöyle izah edeyim:
Merkez Bankası'nın 4 Temmuz ile biten haftada döviz rezervlerini artırdığını görüyoruz. Ancak hafta başı 40 TL'ye yükselirken ne kadar müdahale edildiğini bu hafta öğreneceğiz. Diğer taraftan Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan'ın cumartesi sabahı yapacağı konuşma da merak konusu oldu. Hangi yatırımcı ile konuşsam tedirginlik yaşadığını ifade ediyordu. Barış ile ilgili mesajlar piyasaların tedirginliğini giderdi. Ülkemiz için hayırlı uğurlu olsun.
Geçen hafta açıklanan TÜFE rakamından sonra ince bir hesap yaptık. Merkez Bankası'nın beklenti aralığının zirvesi olan %29'luk TÜFE hedefine ulaşmak için bundan sonra TÜİK'in her ay ortalama %1,7 civarında açıklama yapması gerekiyor. Zor ama imkansız değil. Bu arada enerji zamlarının 1 Temmuz'dan başlatılması da memur ve emekli maaşlarına yapılacak zammın düşük belirlenmesi için uygulanan ince bir taktik oldu.
Artık piyasalar temmuz ayındaki faiz kararlarına kilitlenmiş durumda. Önce TCMB ve ECB karar verecek, ardından da Fed. Bazı Fed üyeleri 29-30 Temmuz toplantısında faiz oranlarını düşürmeye açık olduklarını işaret ederek geçen hafta dikkatleri üzerlerine çekmişlerdi. Ancak Fed Başkanı Jerome Powell ve San Francisco Fed Başkanı Mary Daly de dahil olmak üzere çok sayıda yetkili bu görüşte değil. Söz konusu yetkililer tarifelerin büyük veya sürdürülebilir bir enflasyon artışına yol açmayabileceğine dair artan kanıtlar gördüklerini, buna rağmen faiz indirimi için en iyi zamanın sonbahar olduğunu söylüyorlar.
Merkez Bankası'nın bu sefer faizleri düşürmeyeceğini aşağı yukarı biliyorduk. Ancak açıklama metninde maliye politikası ile eşgüdüm içinde olduklarını söylemeleri ilginç oldu. Çünkü maliye politikasında fiyat artışlarını durduracak bir yaklaşım yok.
Yeni haftaya yeni endişeler ile başladık. Enerji fiyatlarının bir anda yükselişi, uygulanan ekonomik reçetenin risklerini artırdı diyebilirim. Buradan alınması gereken ders şu: Ekonomi yönetimleri kendi kontrollerinde olmayan gelişmeleri modellere dahil etmemeli. Aslına bakılırsa 19 Mart'ta ilk dersi almış olmaları gerekirdi. Enerji fiyatlarının sakin seyrinin sebebi biz olmadığımız gibi yükselmesinin de sebebi biz değiliz. Dolayısıyla plan yaparken sadece olumlu gelişmelere bel bağlamamak lazım.
ABD yönetimi hazırladığı yeni vergi teşviki paketiyle bütçe açığında 2,4 trilyon dolarlık artış beklerken, bu durumu artan gümrük tarifelerinden finanse etmeyi düşünüyor. Uzmanlar ABD'nin 2,8 trilyon dolar ek gümrük vergisi gelirine ulaşacağını düşünüyor. Elbette tüm bunların enflasyonist etkisi olacak. Diğer taraftan bazı sektörlerde ABD ve Çin arasında karşılaştırma yaptığımızda, şartların gümrük vergileriyle değişeceği konusunda bize pek ümit vermiyor:
Kamu açıkları ve para biriminin değer kaybıyla sonuçlanan üç farklı ama birbirine bağlı aşamayı şöyle özetleyebiliriz: - Mali sınırı aşmak, - Ekonomik sınırı ihlal etmek - Enflasyon sınırını geçmek. Mali sınır, bir hükümetin borç-GSYH oranını belirleyen ve piyasaların o hükümetin mali istikrarını geleneksel yollarla sağlayabileceğine olan güvenini kaybettiği noktadır. Bu sınır, hükümetlerin sürdürülebilirliklerini aşmalarını engeller. Hükümetler sürekli harcamalarını ve borçlarını artırırken, mali güçlerini zamanla tahrip ederler ve bütçe açığı vermek büyüme ve durgunluk dönemlerinde bile alışkanlık haline gelir.
Geçen hafta Merkez Bankasının açıklamalarını dinledikten sonra şu sonucu çıkardım: - Dövizi tutmaya devam edecek. - Faiz indirimi için fırsat kollayacak ama acele etmeyecek. - Döviz rezervlerini yeni bir siyasi gerginlik için toparlamaya çalışacak.
Elbette insanın taraftarı olduğu takımın şampiyon olması mutluluk verici. Fakat 2007 yılından beri futbol sektörünün içinde olduğum için, meselelere daha soğukkanlı bakabilecek bir ruh haline kavuştum diyebilirim. Dolayısıyla yapacağım analizin objektif olacağına emin olabilirsiniz. Öğrendiğim en önemli ders şu: Altyapı, mali yapı, üyelerin sosyal imkanı geliştirme, kaliteli tesisler kazandırma, kurumsal yönetimi benimseme gibi bazı mühim işleri başarmaya çalışırken, en önemli işin ne olduğunu her zaman bilmek lazım: “Kazanmak”. Futbol bir netice oyunudur. En fazla puanı alan şampiyon olmaktadır ve her sezon sadece bir kulüp şampiyon olabilmektedir.
Merkez Bankası'nın rezervlerinin erimeye devam ettiği, faiz dışı açığın devam ettiği sürece devam ediyoruz. Geçen hafta perşembe akşamı Bursa'da gayrimenkul yatırımcıları ile bir araya geldim. Ne konuşmacıların ne de katılımcıların ekonomik programa inancı kalmamıştı açıkçası. Özellikle Bakan Şimşek'in "OSB'lerin kapısına maliyeci koyacağım" demesi büyük bir öfke yaratmış. Zaten yeterince gerginlik ve bezmişlik varken, söylenmemesi gereken bir cümle olmuş açıkçası.
Değerli dostlar. Çok net olarak 2018 yılından beri sürekli "force majeur" yaşayan bir Türkiye ekonomisi var. Ekonomi yönetimleri üst üste değişti. Merkez Bankası yöneticileri değişti. Bir tek çok kısa süren Naci Ağbal-Lütfi Elvan dönemi haricinde genelde "doğru" diyeceğimiz herhangi bir icraate rast gelmedik. Tüm müdahaleler yanlış reçetelerin yan etkilerini bertaraf etmek için atılan "uygun" adımlardı, ancak kötü bir stratejiyi taktik hamlelerle kurtaramayız.
Portekiz’in başkenti Lizbon’da elektrik kesintisine yakalandık. Sabah 11:35’te başlayan kesinti akşam 21:00’e doğru sona erdi. Bu süre içinde hiç bir tesis hizmet veremedi, bankalar işlem yapamadı, ATM’ler çalışmadı. Şehrin en büyük hastanesi olan CUF haricinde jeneratörü olan çok az sağlık kurumu vardı. Bizim otelde kuvvetli bir jeneratör vardı ancak telefon, internet ve klima gibi unsurlar tamamen devre dışı bırakıldı. İki asansör hizmet verdi. Oda servisi iptal edildi, herkes büyük restorandaki açık büfeye davet edildi.















