Ekonomim Yazıları
Ekonomim Yazıları
Trump gelir gelmez aklındaki planları uygulamak için hamle yapmaya başladı. Ancak meselenin düşündüğü kadar kolay olmadığını görüyor. Yaptığı uygulamalar ve aldığı kararlar sebebiyle ülke çapında protestolar büyürken, İtalya Başbakanı'nın Oval Ofis'te Trump'a karşı psikolojik üstünlük kurması dünya çapında haber oldu diyebilirim.
Yarın Merkez Bankası faiz kararını açıklayacak. TCMB'den çıkacak kararın ne olacağına dair fikir yürütmek gerekiyor. Bunun için de şu ana kadar olan bitenlere göz atmakta fayda var: 19 Mart'ta başlayan siyasi gelişmeler ve Trump'ın kararlarının yarattığı dalgalanma neticesinde Merkez Bankası, rezervlerden 45 milyar dolar civarında döviz satmak mecburiyetinde kaldı. Son rakam buydu.
19 Mart'ta başlayan siyasi çalkantıda çok yüksek bedelle topladığı döviz rezervinin büyük bir kısmını tüketerek kurları tutmaya çabalayan ekonomi yönetimine bir darbe elektrik zammı ile geldi diyebilirim. İkincisi ise Trump'ın ticaret savaşlarını başlatması oldu. Ekonomi yönetimi her mesele için "acımadı ki, acımadı ki" diyor ama en kötüsü kendilerini de inandırmış olmaları. Küresel ticaret savaşına bu para ve kur politikası ile girmek en baştan kaybetmek demek. "Yüksek faiz-düşük kur" bu ortamda çekici değil. Ama, kime anlatıyoruz ki?
İşim gereği çok sayıda yabancı meslektaş ile temastayım. Bundan başka çeşitli seyahatlerde tanıdığımız yabancı dostlar da var. Bu aralar telefonum durmuyor elbette. İlginçtir, Türkiye'de herkes bana ekonomiyi soruyor yabancılar ise ülkenin siyasal ve sosyal anlamda hangi istikamete gittiğini.
Geçen hafta zordu. Şimdi daha zorlu bir haftaya başladık. Meselenin siyasi kısmı karışık. Sokaktaki öfke gerçek. Neyin ne olduğunu anlamak yine yıllar sürecek. Belki de hiç anlaşılmadan üzeri kapanacak. Dün gibi hatırlıyorum. Erdoğan Hoca’nın vefatından sonra Yalın Alpay ile birlikte, Türkiye'de siyasetin baş aşağıya doğru gittiğini görmüş ve tarihe bir belge bırakmak adına üç kitap kaleme almıştık. Bunlardan ilki "Her Şey Ekonomi Değil" idi. Rahmetli, sosyal ve siyasal meseleler öne çıktığında paranın peşinde koşanlara bu sözü söylerdi. Bu kitapta 1980'lerden 2000'lere Türkiye ekonomisini, siyasal ve sosyal gelişmeler ışığında ele aldık. Hatta o zamanki sanat ve müzik akımlarını da ekleyerek.
Ekonomi ile ilgili kurumlara çok sayıda finans kökenli ve matematik meraklısı kişi atanınca, bir yıl önce Kerem Alkin ile beraber bir karar aldık. Erdoğan Alkin Hoca'nın İTO'dan çıkan "Herkes İçin Ekonomi" kitabını yenileyecektik. Erdoğan Hoca kitabı bitirdiğinde 2009 yılıydı ve 2013'te aramızdan ayrılmadan önce sanıyorum sadece bir kere revize etmişti. Biz de vefatından 10 yıl sonra bir revizyon daha yapmaya karar verdik. Peki neden bunu yaptık?
Beklendiği gibi Merkez Bankası 250 baz puanlık indirim yaptı. Daha fazla indirim bekleyenler Merkez Bankası'nın son iki haftada rezervlerden satış yapmasını gözden kaçırmış olmalı. Diğer taraftan döviz tevdiat hesaplarındaki (DTH) hızlı yükselişe de aldırmamışlar ki, "750 baz puan inmeli" şeklinde açıklamalar vardı.
Cumartesi günü İTO Geçinme Endeksi %3 civarında açıklandı. Zaten TÜFE için beklentiler de bu seviyelerde iken her zamanki gibi bu seviyenin altında çıkması için üstün gayret gösterildi. Mesela, son bir hamleyle TÜFE endeksine etki eden muayene ücretlerindeki katkı payının düşürülmesi dikkat çekti. Beni arayan birçok haber kanalı "enflasyonu düşürmek için yapılan bu davranış doğru mu ?" diye sordu. Ben de onları şaşırtan bir cevap verdim:
Tarih geçmişin incelenmesi kadar, ilerlemenin ölçülmesi için de önemlidir. Şartların iyiye gitmesi gerekir ki ilerlemeden bahsedilsin. Ancak, ilerlemeyi de ölçmek kolay değil. Her yandan ve yönden yağan bilginin hangisinin doğru olup olmadığı konusunda hepimizin kuşkusu var. Ayrıca her zaman bilgi gerçeği yansıtmaz. Dolayısıyla elimize ulaşan bilgilerden yaptığımız kurguları "gerçek" diye sunamayız. "Senaryo" ya da "olasılık" dememiz daha ahlaklı olur.
ABD'de açıklanan enflasyon, Fed'in bundan sonra atacağı adımlar hakkında herkeste ilgi uyandırdı. Çünkü enflasyon oranları beklenenin üzerinde açıklandı. Manzara aynen Türkiye'dekine benziyor desem yanlış olmaz. Ancak sonuçları farklı oluyor.
Haftaya enflasyon oranları, Trump'ın icraatları ve yatırım fonlarındaki stopaj oranlarının artışı ile başladık. Önce enflasyon oranlarını analiz edelim: Ulaştırmada çok ciddi kamu zamları gelmesine rağmen kamu maliyetlerinin resmi enflasyona katkısının azaltılmış olması sebebiyle TÜFE'nin %5 civarında açıklandığını gördük. Bakan Şimşek, "Son zamanların en düşük ocak ayı enflasyonu" dedi ama son bir yılın en yüksek enflasyon oranı olduğunu da ben söyleyeyim.
Ocak ayı için %5 civarında açıklandıktan sonra Şubat ayında da TÜFE’de en az %3 enflasyon beklentisi artınca bazı meslektaşlarımız "Mart ayında pas geçebilirler" şeklinde konuşmaya başladı. O zaman meseleye detaylı bakmak gerekiyor. Geçen hafta cuma sabahı “Merkez Bankası açıklanacak enflasyon raporunda TÜFE öngörüsünde herhangi bir değişiklik yapmaz ise pas geçmesi büyük soru işaretleriyle karşılanacak” diye yorum yaptım. Yani “enflasyon hedefi tutacak ama faizleri ne me lazım yüksek tutmaya devam ediyoruz" demek fazla inandırıcı olmayacaktı.
Merkez Bankası kararını açıkladı ve beklendiği gibi 250 baz puan indirim yaptı. Şimdi meseleye geri dönüp nerden başladığımıza bir göz atalım. Ancak bunu yaparken bana 1,5 yıldan fazladır sorulan sorulara cevap vererek bunu yapacağım: - Merkez Bankası faizi yükselterek yanlış mı yaptı ?
Yarın Merkez Bankası'nın faiz kararı gelecek. Bu yılın ilk Para Politikası Kurulu toplantısında neredeyse tüm anketler 250 baz puan indirim geleceğini söylüyor. Ben de bu kanaatteyim. Şöyle bir hesaplama yapalım: Uluslararası kuruluşların raporlarıyla neredeyse birebir aynı patikada yola devam eden Merkez Bankası için "Yıl sonuna kadar politika faizlerini %30'a indirir" yorumu yapılıyor. Demek ki 8 toplantının sonunda faizlerin 17.5 puan inmesi gerekiyor. "Gerekiyor" diyorum çünkü şu ana kadar Merkez Bankası sadece bizleri şaşırttı. Yabancı finans kuruluşlarını sürekli haklı çıkarıyor.
Anladığım kadarıyla Aralık ayındaki zamansız faiz düşüşü ve ardından PPK toplantılarının 8'e düşürülmesi, yılsonunda politika faizlerinin %30'a düşürülmesini hedefleyen bir politikanın ürünü. Demek ki ekonomi yönetimi değişim rüzgârlarının kendilerinden başlayacağını düşünerek zaten yanlış olan reçeteyi kendi elleriyle gevşetme kararı almışlar. Tabii 8 toplantıda da faiz düşürmeyi hedeflediklerini iddia etmek güç. Ancak toplamda 15 puanlık bir düşüş için ellerinden geleni yapacaklar.















