Ekonomim Yazıları
Ekonomim Yazıları
Merkez Bankası yönetiminin yavaş yavaş üzerindeki acemiliği atmakta olduğunu görüyoruz. Ancak enflasyonla mücadelesinde hala yalnız başına. Son IMF raporunda asgari ücretle alakalı pratik olmayan ve sosyal sıkıntı yaratacak öneriye rağmen, TCMB Başkanı'nın "% 25 civarındaki artış enflasyon için sıkıntı yaratmaz" açıklamasını yapması önemliydi. Bundan başka Başkan Karahan'ın faiz düşüşü konusunda temkinli olduğunu söylemesi dikkat çekti.
Yılsonu yaklaşırken asgari ücretin ne kadar zamlanacağı daha doğrusu tam olarak ne kadar olacağı tartışılmaya başlandı. "Ücretlere yapılan zamlar enflasyona sebep oluyor" şeklindeki yaklaşımlar ile "insanca yaşam" konusuna dikkat çekenler aynı derecede haklı.
Nobel Ekonomi Ödülü'nün sahipleri açıklandı. Daron Acemoğlu, Simon Johnson ve James A. Robinson’un Nobel Ödülüne layık görülen çalışmasının özeti şöyle yapılabilir: Eğer iktidar gücünü elinde bulunduran elitler veya gruplar hatta kitleler, kaynakların kullanımı konusunda halkı isyan ettirmeyecek bir düzeni tesis edebilirse iyi ancak, bu konuda bir hoşnutsuzluk yaşanıyor ise elbette vatandaş isyan ediyor ve yöneticileri farklı yöne bakmaları için baskı altına alıyor, nihayetinde gücü elinde tutanlar karar yetkisini halka devretmekden başka çare olmadığını görüyorlar.
Hafta başında gerçekleştirilen EKK toplantısından sonra "yapısal reformları ele aldık" şeklinde açıklama yapıldı ama içinde adalet reformu içermeyen sadece ekonomi ile ilgili başlıklar olan bir ajandayı kast etmiş olduklarını anladık. Elbette hükümet şu anki siyasi sistem, adalet ve eğitim ile alakalı memnun. Dolayısıyla burada değişiklik gereği görmüyor. Dolayısıyla "adalet, eğitim, hak ve özgürlükler tamam şimdi sıra ekonomide" gibi bir görüş var. Elbette doğru değil bu düşünce. Doğru olsaydı kadına toplum vicdanını yaralayan adli kayıtsızlıklar vuku bulmazdı.
Herhangi bir giriş yapmadan doğrudan başlıyorum Dostlar: Türkiye'deki şirketlerin özkaynaklar / aktif toplam oranı TÜİK ve Merkez Bankası verilerine göre 2009 yılında % 45 seviyesindeyken şu an % 29 seviyesine gerilemiş durumda. Pandemide bir ara % 26 'lara kadar düşe oran 2022'de % 30'a toparlansa da, tekrar gerilemiş olduğu gözüküyor. İşletme sermayesi açısından sürekli sıkıntılı olan Türk Şirketleri, özkaynaklarına oranla çok yüksek ciro üretmekteler. Dolayısıyla büyümenin yavaşlaması ile faizlerin yükselmesi yan yana gelince yükselen maliyetlerle beraber karsızlık krizi çıkıyor.
Geçen hafta Ekonomi Yönetiminden "Temmuz Ayında yabancı yatırımcı girişi oldukça yüksek geldi" diye bir açıklama yaptı. Ancak gün içinde haber ajanslarından akan bilgiler, bu cümlenin neden sarf edilmiş olduğunu ortaya koydu. Temmuz ayına ait veri belki güzeldi ama artık eylül ayının ortasına geldik ve gelişmeler çok da olumlu değil. Dilerseniz bazılarını arka arkaya paylaşayım:
Eğer bir karar aldığınızda insanlar sevinince “hayırlı olsun” derler. Böyle dediklerinde kararı benimsediklerini de anlarsınız. Ancak “hayırlısı olsun” demişler ise, pek de doğru bulmadıkları bir kararınıza anlamlı bir tepki vermişlerdir. Son açıklanan OVP’ye Türkiye’nin %99’u böyle dedi. Son OVP açıkçası "rasyonellikten uzak" diye tariflenen eski ekonomi yönetimlerinden daha fazla eleştiri aldı desem yanlış olmaz. Bu arada ihracat hedeflerinin bir önceki OVP’den toplamda 13 milyar dolar geri çekilmiş olduğunu da gördük. Bunun ne anlama geldiğini basit şekilde ifade edeyim:
Büyüme rakamlarının beklenenden düşük çıkması "yumuşak iniş" beklentilerini boşa çıkarıyor desem yanlış olmaz. Hanehalkı tüketiminde yavaşlama kaydedilse de büyüme devam etmiş. Bu arada ne zaman ekonomi yavaşlasa devreye giren net ihracat gözle görülür şekilde büyümüş, yatırımlar durma noktasına gelmiş, stoklarda gerileme gerçekleşmiş. Kamu harcamalarındaki çok az artış ise düşündürücü. Bütçe gerçekleşmeleri ile uyumlu gözükmüyor.
Merkez Bankasının 5. kez faiz ile ilgili pas geçmesi zaten beklediğimiz bir gelişmeydi. Durgunluk içinde enflasyon yani stagflasyona girmekte olduğumuzu söyleyenlerim sayısı artıyor. Her ne kadar hükümete yakın kaynaklarla görüştüğümüzde "merak etmeyin emniyet subaplarımız var" cevabını alsak da, TCMB'nin sıkı para politikası adı altında yaptığı uygulamalardan vazgeçeceğini pek sanmıyorum. Maliye de vergileri artırmaya devam edecek.
YASED'in verilerine göre ilk altı ayda ülkeye 4,7 milyar dolar civarında yatırım girmiş. Bunun yarısı gayrimenkul satışları ve borçlanma araçları, kalan kısmı da toptan ve perakende ticaretler ile finansal hizmetlere gitmiş. Özetle sanayi veya üretim için giren bir kaynak yok. Diğer taraftan Haziran ayında cari dengenin 407 milyon dolar fazla verdiğini görüyoruz. Enerji ve altın ithal etmeseydik 4,5 milyar dolar fazla verme ihtimalimiz varmış. Tabii, bu tip yaklaşımlara tebessüm ediyorum. Altını bir kenara bırakalım, enerji olmadan hayatın devam etmesi imkânsız. Tasarruflu tüketmediğimiz bir başka gerçek.
Olimpiyatlar bitti ve maalesef 1984'ten beri Türkiye'nin tecrübe ettiği en büyük başarısızlığı yaşadık. Sporculuk hayatım ve sporda aldığım görevlere dayanarak şunu söylemeliyim ki başarının sadece tesis ile alakalı olduğunu düşünmek yüzünden buralara geldik.
Normalde Temmuz ayı TÜFE oranlarını tartışmamız gereken bir zamanda küresel piyasalarda meydana gelen paniği konuşacak hale geldik BIST dahil olmak üzere tüm hisse senedi piyasalarında ciddi bir bozulmanın gerçekleştiğini, sermaye piyasalarındaki zararların tazmini için kripto paralardan altına kadar her mecrada ciddi bir satışın egemen olduğu görülüyor.
Gayet iyi hatırlıyorum 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra hükümet kurulamamış ve 1 Kasım’da seçim yenilenmişti. İlginçtir, hükümetin kurulamadığı ve adeta teknokrat bir şekilde idare edilen ekonomi sürecinde parametreler düzelmişti. Belki de AK Parti’ye yenilenen seçimi kazandıran da bu olmuştu.
Hatırlarsanız son not artırımlarında kredi derecelendirme kuruluşları tarafından birkaç uyarı yapılmıştı: - Rezervleri artırın - Bütçe disiplini sağlayın - Gerçekçi para politikası uygulayın - Enflasyonla mücadeleye devam edin
Bazı uluslararası finans kuruluşlarından "aman swap kanallarını tamamen serbestleştirmeyin" şeklinde uyarılar geldiğini görüyoruz. Demek ki, yabancı yatırımcılar Türk tahvilleri ile vedalaşmaya henüz hazır değiller ve carry trade ile kazanca bir süre daha devam etmek istiyorlar. Bir anlamda "rahatımızı bozacak hareketlerden kaçının demek istiyorlar".















