Ekonomim Yazıları
Ekonomim Yazıları
Geçen hafta enflasyon oranları açıklandı ve anlaşıldı ki TÜİK ekonomi yönetiminin yaptığı son revizyonu mahcup olmaması için elimden geleni yapmış. “Olmuyorsa oldururuz” kafasıyla bodoslama giden ekonomi yönetiminin yeni yılda da enflasyon rakamlarını törpülemeye devam edeceğini anlıyoruz. Tabelaya hakim olup, kaleye giren golleri yenmemiş gibi sayınca, başarılı olduğunu sanan bir anlayış var. Bu kadar parlak özgeçmişi olan insanlara hiç yakışmıyor açıkçası.
Merkez Bankası beklenenden çok daha yüksek bir faiz indirimi ile gevşeme döngüsüne merhaba dedi. Aslında enflasyonu düşürmek için bugüne kadar uygulanan politikasının bizleri boş yere yorduğunu da kabul etmiş oldu. Arz ile talep arasındaki uyuşmazlığı yanlış metotlarla talep cephesinden dengelemeye çalışırken, üretimi düşüren ama yarattığı güvensizlik sebebiyle talebi düşüremeyen program sonunda kendi enflasyonunu kendi yaratır hale gelmişti. Baz etkisi haricinde TÜİK'in de desteğiyle enflasyon bu yılı % 45 civarında tamamlayacak gibi gözüküyor. Ancak şu uyarıda bulunmam lazım:
İş dünyası, bankacılar ve sokaktaki vatandaşa kadar herkes politika faizinin bu hafta düşmesini bekliyor. Adeta Merkez Bankası'nın üzerinde muazzam bir baskı oluştu. Siyasetin beklentisi zaten belli… Merkez Bankası yönetimi şu ana kadar çok sayıda hata yaparken, hamlelerinde cesur değil cüretli oldu. Faizleri çok yavaş yükseltmekten, parasal sıkılaştırma hamlelerine kadar ülkeye ciddi fatura çıkardılar. KMM'yi yok edeyim derken, özel sektör dış borçlanmasına rekor kırdırdılar, Türkiye'yi carry trade'e mahkûm ettiler. Bunun karşılığında enflasyon hedefleri tutmadı, hayat pahalılığı arttı, yatırımlar sıfıra düştü, vatandaşın alım gücü azaldı, ihracat karsız hale geldi. Türkiye Avrupa'dan bile pahalı hale geldi.
Geçen hafta bana asgari ücret hakkında soru soruldu. Oldukça basit bir cevap verdim. "Asgari ücret açlık sınırından daha düşük olmayacaktır." Türk-İş 'in her ay açıkladığı açlık sınırı şu an itibarıyla asgari ücretin üzerinde bulunuyor. Malumlarınız asgari ücret 17 bin 2 TL, açlık sınırı ise 20 bin 562 TL civarında. Kasım ayında bu civarda olan açlık sınırının Aralık ayında 22 bin TL olacağını söylemek falcılık olmaz.
Önce meselenin ekonomik tarafına bakalım: Suriye rejimi ile Türkiye arasında sıkıntı çıkmadan hemen önce takriben 1,5 milyar dolar civarında ihracatımız vardı. Ancak bundan daha iyi günlerimiz de oldu. Şöyle diyelim, 2014 yılında Türkiye’nin Suriye’ye 2,5 milyar dolarlık ihracat yaptığı 2020 yılına geldiğinde ise bunun 1,6 milyar dolara düştüğü sonra tekrar toparlandığını ama 2 milyar doların üzerine çıksa da 2014 yılının seviyesini hiç bir zaman yakalayamadığı gözüküyor. Bunun karşılığında Suriye'nin Türkiye'ye sattığı fazla bir mal yok.
Herkes bu ay Merkez Bankası’ndan bir faiz indirimi bekliyor. Bankacısından sanayicisine, vatandaşından esnafına kadar herkes... Ancak daha TÜFE oranlarını bile görmeden net olarak "zamanı değil" demiştim. Geçen ay da değildi zamanı, belki Ocak ayında. İlk sinyal İstanbul’dan geldi zaten. İstanbul Ticaret Odası (İTO) Kasım ayı İstanbul Ücretliler Geçinme İndeksi bu önermemi doğrular nitelikteydi aslında. Kasım'da İstanbul Ücretliler Geçinme Endeksi % 3,07, toptan fiyat hareketlerini yansıtan Toptan Eşya Fiyatları Endeksi ise % 2,68 artmış gözüküyor.
Kim ne derse desin Türkiye düzenleyici kurumlarında çok fazla değişiklik yapan bir ülke olarak göze çarpıyor. Merkez Bankası da bu “turnover” nasibini almış durumda. Elbette Türkiye’nin risk primleriniz dalgalanmasının tek sebebi bu değil. Ancak, merkez bankası başkanlarının görev sürelerini tamamlamadan bir yenisinin atanması ile risk primleri arasında bir bağlantı olup olmadığını aşağıdaki sade örneklemeden bile çıkarmak mümkün.
ABD'de Ekim Ayı enflasyon oranları beklentiler doğrultusunda gerçekleşmiş gözüküyor. Bu sebeple Aralık ayında Fed'den bir faiz indirimi daha olacağının beklentisi de yükseldi diyebiliriz. Enflasyonla alakalı veri beklendiği gibi gelse de, aylık çekirdek enflasyonun tüketici fiyatlarından daha yüksek olması, tehlikenin henüz geçmediğini gösteriyor. Dolayısıyla faiz indirimlerinin büyük adımlarla değil küçük adımlarla yapılacağını beklenmeli.
Trump'ın seçilmesiyle beraber ABD Doları’nın yükselmesini "Amerika artık iyi yolda" diye yorumlayanlar oldu. Hatta ABD borsalarındaki yükseliş de bu fikri destekledi desem yanlış olmaz. Ancak, meseleye farklı bir taraftan bakmak lazım diye düşünüyorum.
Ekim Ayı enflasyon oranları bu sabah açıklandı. TÜFE %2.88 ile beklenenden yüksek açıklandı. Halbuki, bir haber kanalının Ekim ayına ilişkin düzenlediği enflasyon anketine katılan 19 kurumun medyan beklentisi aylık %2,5 seviyesindeydi. Buna göre Ekim’de yıllık enflasyonun da % 48 seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyordu. Açıklanan % 48,58 oldu.
Merkez Bankası yönetiminin yavaş yavaş üzerindeki acemiliği atmakta olduğunu görüyoruz. Ancak enflasyonla mücadelesinde hala yalnız başına. Son IMF raporunda asgari ücretle alakalı pratik olmayan ve sosyal sıkıntı yaratacak öneriye rağmen, TCMB Başkanı'nın "% 25 civarındaki artış enflasyon için sıkıntı yaratmaz" açıklamasını yapması önemliydi. Bundan başka Başkan Karahan'ın faiz düşüşü konusunda temkinli olduğunu söylemesi dikkat çekti.
Yılsonu yaklaşırken asgari ücretin ne kadar zamlanacağı daha doğrusu tam olarak ne kadar olacağı tartışılmaya başlandı. "Ücretlere yapılan zamlar enflasyona sebep oluyor" şeklindeki yaklaşımlar ile "insanca yaşam" konusuna dikkat çekenler aynı derecede haklı.
Nobel Ekonomi Ödülü'nün sahipleri açıklandı. Daron Acemoğlu, Simon Johnson ve James A. Robinson’un Nobel Ödülüne layık görülen çalışmasının özeti şöyle yapılabilir: Eğer iktidar gücünü elinde bulunduran elitler veya gruplar hatta kitleler, kaynakların kullanımı konusunda halkı isyan ettirmeyecek bir düzeni tesis edebilirse iyi ancak, bu konuda bir hoşnutsuzluk yaşanıyor ise elbette vatandaş isyan ediyor ve yöneticileri farklı yöne bakmaları için baskı altına alıyor, nihayetinde gücü elinde tutanlar karar yetkisini halka devretmekden başka çare olmadığını görüyorlar.
Hafta başında gerçekleştirilen EKK toplantısından sonra "yapısal reformları ele aldık" şeklinde açıklama yapıldı ama içinde adalet reformu içermeyen sadece ekonomi ile ilgili başlıklar olan bir ajandayı kast etmiş olduklarını anladık. Elbette hükümet şu anki siyasi sistem, adalet ve eğitim ile alakalı memnun. Dolayısıyla burada değişiklik gereği görmüyor. Dolayısıyla "adalet, eğitim, hak ve özgürlükler tamam şimdi sıra ekonomide" gibi bir görüş var. Elbette doğru değil bu düşünce. Doğru olsaydı kadına toplum vicdanını yaralayan adli kayıtsızlıklar vuku bulmazdı.
Herhangi bir giriş yapmadan doğrudan başlıyorum Dostlar: Türkiye'deki şirketlerin özkaynaklar / aktif toplam oranı TÜİK ve Merkez Bankası verilerine göre 2009 yılında % 45 seviyesindeyken şu an % 29 seviyesine gerilemiş durumda. Pandemide bir ara % 26 'lara kadar düşe oran 2022'de % 30'a toparlansa da, tekrar gerilemiş olduğu gözüküyor. İşletme sermayesi açısından sürekli sıkıntılı olan Türk Şirketleri, özkaynaklarına oranla çok yüksek ciro üretmekteler. Dolayısıyla büyümenin yavaşlaması ile faizlerin yükselmesi yan yana gelince yükselen maliyetlerle beraber karsızlık krizi çıkıyor.















